Arama
Kuruoğlu Gayrimenkul
Arama

Fatih Camii camisi

 

"Memleket câmileri içinde bu mâbed (Fatih Camii), vücûda nisbetle bir baş gibidir.

 "Fatih Sultan Mehmed Han"

 

Fatih Camii Camisi

 

Fatih Camii nerede?

Fatih Camii hakkında detaylı bilgiler:

Bir çağın sona erip yeni bir çağın başlamasının dönüm noktası olan İstanbul'un fethi, dünya tarihi bakımından büyük bir öneme hazidir.

Tarihin "Fethi Mübin" diye vasıflandırdığı bu büyük fetihten sonra Fatih Câmii ve Külliyesi, Osmanlı Türk mimârîsinin İstanbul'da ilk inşâ ettiği ve geliştirdiği âbidevî eserlerindendir(1).

Fatih ilçesine bağlı ve bulunduğu semte adını veren bu câmi ve külliye, Fatih ilçesi, Kirmasti Mahallesi sınırları içinde yer almaktadır. Mederese, dârüşşifa, tabhâne, imâret, kervansaray, hamam, sıbyan mektebi, kütüphâne, muvakkıthâne, ve türbelerden oluşan külliye ve câmi, Fatih Sultân Mehmed Hân tarafından H.867-875/M.1463-1470 yıllarında kendi adına inşâ ettirilmiştir(2).

Cümle kapısının iki tarafında ve üstünde yer alan onaltı satırlık arapça kîtabe, inşâ tarihini göstermektedir. Yazı o devrin meşhur hattatı Ali bin Sofî’nin nefis eseridir. Bu kitâbede ayrıca Fatih Sultân Mehmed’in silsile yoluyla Osman Bey’e kadar olan ecdat isimleri de zikredilmiştir(3).

            Camî nin ilk mimârı Sinânüddin Yusuf bin Abdullah olup Kumrulu Mescid hazîresinde medfûndur. Koca Sinan ile karıştırılmaması için “Atik Sinan” yada “Azadlı Sinan” diye adlandırılmıştır. Mimâr Ayas’ın da kendisine yardımcı olduğu zikredilmektedir.

Mimârî açıdan yapu manzûmesine bakıldığında Türk İslâm mimârîsinde Koca Sinan’ın Süleymaniye külliyesi hariç, ne kendinden önce nede sonra erişilememiş bir sanat düzeyine işaret etmektedir(4).

İlk defa inşâ edilen câminin şimdiki minarelerinin yerinde birer şerefeli iki minaresinin bulunduğu, iç alanının bugünkü genişlikte, kareye yakın plânlı, yanlarda üçer adet küçük kubbe, ortada iki sütun ile iki fil ayağı üzerinde oturtulmuş bir büyük kubbe ve mihrâb tarafında bir yarım kubbe ile örtülü olup üç adet giriş kapısının bulunduğu kaynaklarda belirtilmektedir.

Câmiin iç harem avlusu kareye yakın müstatil plânlı olup, avluya ikisi yanlarda olmak üzere üç kapıdan girilir. Etrafı on sekiz sütun üzerinde 22 kubbeli revakla çevrili olup bu kubbelerden câmi tarafındaki yedi kubbenin alt kısmı, son cemâat mahallini teşkil etmekteydi(5).

H.1180/M.1766’da Kurban Bayramının 3. Günü güneşin doğuşundan az sonra meydana gelen şiddetli depremden sonra, câmide büyük hasar meydana gelmiş ve büyük kubbesi çökmüş, minarelerinin şerefeden yukarısıda yıklımıştır. Câminin geri kalan kısmı da yeniden îhya edilmek üzere zemine kadar yıktırılmıştır(6).

Fatih Câmii’nin ilk yapısından günümüze ulaşanları şadırvan avlusunun üç duvarı, avlu ortasındaki şadırvan, câmiin taçkapısı, mihrâbı, şerefe altına kadar minare kaide ve gövdelerdir(7).

Her ne kadar Fatih Câmiinin ilk yapılışının ne şekilde olduğu ana hatları ile bilinmekte ise de, kıble tarafındaki duvarın bugünkü yerinde olup olmadığı ve yanlardaki duvarların geriye çekilip çekilmediği hususunda araştırmacılar tarafından farklı görüşler ileri sürülmüş, sonunda Yük. Mimâr Ekrem Hakkı Ayverdi arşiv belgelerinin yanı sıra inşâî ipuçlarından hareketle câminin restorasyonunu en doğru biçimde ortaya koymuştur(8).

H.1180/M.1766 yılındaki depremde harap olan câmi, 1767-1771 yıllarından devrin padişahı Sultân III. Mustafa tarafından dönemin Hassa Başmimârı Mehmed Tahir Ağa’ya yaptırılmıştır. Câminin ihyâsı sırasında Mimâr Tahir Ağa kalan klâsik alt yapı ile yeniden yaptırdığı barok kısımlar arasında iyi bir uygunluk sağlamıştır.

İlk inşâ döneminde, farklı bir plân şemasına sâhip olan bugünkü Fatih Câmii Sahnı, kareye yakın müstakil plânlıdır(9).

Harîm kısmını örten 26 m. Çapındaki merkezî kubbe dört büyük fil ayağı üzerindeki dört büyük kemere oturtulmuş ve bu dört  büyük yarım kubbe ile desteklenmiştir. Ayrıca yarım kubbelerin etrafında tâli yarım ve tam kubbeler, mahfilleri ve dıştaki abdest alma muslukları öünündeki mahalli örtmektedir.

Mihrâbın sol tarafında bulunan dışardan rampalı çıkışlı hünkâr mahfili câminin ihyâsı sırasında, III: Mustafa tarafından ilave ettirilmiştir. Hârime açılan cephesi de barok üslûpta oymalı kafeslerle kapatılmıştır(10). Şadırvan avlusundan câmiye girilen taçkapı, bütünüyle beyaz mermeden yapılmış âbidevî boyutları, başarılı nispetleri ve nefis işçiliği ile basık kemerli açıklığı müteaddit silmelerle çerçevelenmiş, üstte bir sivri kemer ve bir Bursa kemeri ile kuşatılmış, helezonî yivli püsküllerle zenginleştirilmiş, mukarnas dolgu ile taçlandırılmıştır. Basık kemer ile yanlardaki mukarnaslı nişlerin üzerinde üç parça halinde düzenlenmiş sülüs hatla yazılmış kitâbe yer almaktadır(11).

İç harîmi örten ana kubbenin kasnağında, yarım küçük kubbelerin çevresinde dizi halinde pencereler bulunmakla beraber, ön ve arka cephenin duvarlarının alt kısmında on ikişer, yan duvarlarında ise on birer adet kemersiz pencere yer almıştır. İç ve dıştan söveleri, eşik ve alınlıkları mermerle kaplı ve üzerlerinde taç ayna yer almaktadır. Ön ve yan duvarlarının üst bölümlerinde alçıdan yapılmışiki sıra halinde kemerli pencereler ve revzenler vardır. Önceleri alçı olan pencereleri sonradan değiştirilerek ahşaptan yapılmış, kalem işlemeleriyle süslenerek özel görünümünü kaybetmiştir.

Câminin ihyâsı sırasında mermerden yapılan minberi geometrik şekillerle süslenmiş yanları şebekli olup çokgenli mahrûti görünmdeki külâhı aşhaptan yapılmıştır.